
MİNARESİ TERS FİRUZ AĞA CAMİİ! OSMANLI’DA ADALET ANLAYIŞI – TÜRKİYE’DE LAİKLİK ANLAYIŞI
Geçenlerde geleceğin sektörleri adlı toplantısı için Kandilli ’de bulunan Hünkâr Köşkü’nde Cemile Sultan Korusu’nda MÜSiAD Yayın Komisyonu’nun toplantısındaydım. İlkinde konuğumuz, şu sıralarda gündemde sıkça rastladığımız, Başbakan Erdoğan’ı ve bazı Türkiye’nin önde gelen aydınlarını evinde bir muhabbet ortamında toplayan Can Bey’di. Can PAKER ’i ünlü bir isim olmasına rağmen tanımayanlarımız olabilir. Kendisini özetlemek gerekirse TESEV başkanı, 20 sene HENKEL Genel müdürlüğünü yürütmüş, TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi, Sabancı Yönetim Kurulu Üyesi gibi görevleri yeterli olacaktır. Yaklaşık 2 saat süren toplantıdan çok istifade ettik ve ufkumuz değişik pencerelerde dolaştı.
2 hafta sonraki toplantıda ise konuğumuz Osman ÖZSOY idi. Kendisi tarih hocası olup çok değişik alanlarda hizmetleri vardır. ”Geleceğin Meslekleri” adlı kitabı bunlardan biridir. Hünkar Köşkü’nün o doyulmaz manzarasını seyretmek için babamla yarım saat önceden kandilliye vardık. Bizim gibi düşünen diğer iş adamları ve ağabeylerimizle de koyu bir sohbet fırsatı yakalamış olduk. Ben de hazır Osman Özsoy Hocayı yakalamışken Rumeli’nin eşsiz manzarasını arkadaşımın bana geçen gün sorduğu, benimde cevabını aradığım bir soruyla süslemek istedim. Sultan Ahmet meydanında Firuz Ağa Camii’nin minaresi arka solda yapılmıştır ve bunun özelliği de minaresi tel solda olan camidir. Bunun nedenini sordum hocaya. Kendisi çok şaşırmıştı. Kendisi 30 senedir İstanbul’da olduğunu ve Cuma namazını en çok kıldığı caminin bu camii olduğunu söyledi. Ben de bu cümleyi duyduktan sonra cevaba ulaşacağımın heyecanıyla manzaranın keyfini bile unutup bütün uzuvlarımla hocanın ağzından çıkacak kelimelere kilitlendim. Fakat hoca buna rağmen bu minareye dikkat etmediğini söyleyince sorumun cevabını bulamamanın verdiği hüzün ve hocanın bile fark edemediği bir soruyu sormanın enaniyetini bir arada yaşadım . Bunu söyledikten sonra tahmin de olsa bir cevap bekliyordum hocadan. Hoca şunları kaydetti: Bildiğim kadarıyla bu cami İstanbul’un fethinden sonra yapılan ilk camilerden. O tarihte İstanbul’un yaklaşık yüzde 80’i Rum’du. Cami şehrin en merkezi yerinde… Etrafında büyük ihtimalle Rum yerleşim yerleri vardı. Bana kalırsa, oraya cami yapılmasına karar verildiğinde, caminin hemen sağında ve oldukça da yakınında oturan Rum vatandaşlar ezan sesinden rahatsız olmamak için yetkililerden rica etmişlerdir ve minarenin yeri değiştirilmiştir. Bir de, özellikle Ege bölgesinde Rumlardan geriye kalan evlerde de dikkati çektiği gibi, bir binanın diğerinin güneş ışığını kesmemesi konusunda büyük hassasiyetleri var. Bunun da gerekçelerden biri olabileceğini ifade etti.
Tabii bunların hepsi birer tahmindi ve oradaki ağabeylerimiz de olayı ciddi şekilde merak ettiler. Bunun üzerine gazeteci-yazar ağabeyimiz Hüseyin Öztürk hemen telefona sarıldı ve ülkemizin kıymetli kültür ve medeniyet tarihçilerinden Dursun Gürlek Bey’i aradı. Dursun Bey telefonda, benzer şeyleri ifade etmiş. Rum vatandaşların ricası üzerine daha inşa safhasında iken minarenin yerinin değiştirildiğini söylemiş.
Bunlar bize biraz garip gelebilir fakat o zaman dünyaya bu devlet hükmetmiş ve sırrı da bu tür ince nüanslarda yatıyor. Hala da binlerce tarihçi atalarımızın nasıl onlarca milleti ve dini hoşgörü içerisinde idare ettiğini anlamaya çalışıyor ve bunun üzerine doktora tezleri, makaleler, kitaplar yayımlanıyor dünyanın en büyük üniversiteleri tarafından. Biz ise olayı çoktan anlamışız hatta aşmışız da artık kendi içimizde tartışma noktasına gelmişiz! Artık bizi başka milletlerle tartışmak başka dinlerle çatışmak sarmıyor çünkü.. Kendi içimizde bir laiklik anlayışımız var ve dini her yerden uzaklaştırmak istiyoruz! Laikliği yeniden tanımlayalım diyor bazı devlet büyüklerimiz, kendilerini laik zanneden bazı kimseler de vay efendim laiklik zaten tanımlıymış da başka tanımı yokmuş!! Laikliğin ilk olarak çıkışı da, 1700-1800’lü yıllarda Avrupa’da çatışmalar genelde dini anlaşmazlıklardan kaynaklanıyordu ve devletin bütün dinlere karşı eşit mesafede durması gerektiği benimsenmişti. Yani mantık barış! Bizim mantığımız ne: savaş! Başında örtü var saçın gözükmüyor diye bireyin temel haklarından olan eğitimi elinden alırsan bunun barışla yada laiklikle ne alakası kalabilir?
- - - - - - - - - - - - - - -
3 hafta önceki yazımda Pippa Bacca olayına değinmiştim. Basın ne yazık ki bu olayı da sıradan diğer 3.sayfa olayları gibi arka sayfadan verip geçiştirmişti.. Çünkü kendi ayıbını manşetten vermek istemiyordu. Evet bu aslında basının da ayıbıydı! Ahlakımızın bozulması, yozlaşması, kültürel değerlerimizin yitirilmesinde basının payını hepimiz biliyoruz.
Pazar günü katıldığım piknikte tanıştığım bir hanımefendi 2-15 mayıs tarihlerinde Filistin’deydi. Şimdiye kadar neredeyse 30 kadar ülkeyi çeşitli vesilelerle ziyaret ettiğini ve içlerinde en farklı ve görülmesi gereken ülkenin Filistin olduğunu belirtti. Kendisiniz ve 30 ülkeden yaklaşık 500 kadının katıldığı “follow the women” bisiklet organizasyonu, ne yazık ki bizim basınımızda gerekli ilgiyi görmedi. Özellikle Ortadoğu’da süren sıcak çatışmalarda ve bölgesel savaşlarda zarar gören kadın ve çocukların yaşadıkları acılar ve etkilerine karşı dünyada farkındalık uyandırmaya çalışan organizasyona, Türkiye’den farklı yaş ve meslek grubundan 21 kadın katıldı. Suriye, Ürdün ve Lübnan’ın First Lady’lerinin desteklediği organizasyona 21 kişilik Türk FTW ekibi ise Emine Erdoğan’ın sponsorluğunda katıldı. Türk grubunun farklı bir özelliği de vardı. Onlar Pippa Bacca’nın temsili gelinliği ile organizasyona katıldılar.Pippa Bacca’nın Ortadoğu’daki barış yolculuğu, bu kez barış için pedal çeviren Türk kadınları tarafından tamamlandı!
Sizce bu mu bir haberdir yoksa imam hatipte din dersinde namazı uygulamalı göstermek için yan taraftaki mescide giden sınıfı manşetten göstermek mi?