20080426

PİPPA BACCA OLAYINA FARKLI BİR BAKIŞ

DÜNYAYI OTOSTOPLA GEZENLER ARTIK TÜRKİYE’YE UĞRAMADAN GEÇECEK!PİPPA BACCA OLAYINA FARKLI BİR BAKIŞ



       Şu günlerde ispanya, Norveç ve Hollandalı, öğretmen ve öğrencilerden oluşan bir grupla ilgileniyoruz. Dün Bağcılar Belediyesi Halk Sarayı’nda çok güzel bir kokteyl oldu. Bağcılar Belediyesine bağlı okullardaki müdürler, öğretmenler ve belediye başkanının katılımıyla gerçekleşen toplantımızda çok hoş anlar kaydedildi. Projenin gerçekleşmesinde bel kemiği görevini gören sayın koordinatörümüz, her fırsatta projeyi gerçekleştiren bağcılar fatih ilköğretim okulu müdürüne özgüven, moral, ve bağlantı desteğini vermeyi ihmal etmiyordu. Bu sabah da Moral Fm radyosunda canlı yayındaydık ve okulun İngilizce öğretmeniyle beraber tercümanlık görevini yürütüyordum. Program çok renkli geçti. Program sunucusu ilk defa yabancıları konuk almıştı programına ve stüdyoda yaklaşık 10 kişi kadardık. Böyle bir ortamda sorulacak soruları ve konuşulacak konuları tahmin etmek zor olmasa gerek; ülkemizi nasıl buldunuz, gelmeden önce neler düşünüyordunuz, gidince neler anlatacaksınız gibi sorular… Müdür hanım projenin amacını çok anlamlı ve duygulu biçimde dile getirdi. Sayın koordinatörümüz de bu projelerin faydalarından ve nasıl bir tesir bırakacağından bahsetti. Sıra yabancılara gelmişti. Ben Hollandalı grubun konuşmalarını tercüme ediyordum, İngilizce öğretmeni olan arkadaşım da Norveç ve İspanya grubunun konuşmalarını tercüme ediyordu. Çok harikulade İngilizce bildiklerini söyleyemem fakat hislerini ve duygularını anlamak için suratlarındaki o küçük mimiklere bakmak yeterliydi.
         Hiçbir dil başka bir dile kelimesi kelimesine çevrilemez. Anlamı tamamlamak için tercümanın ufak tefek eklemeleri olamazsa olmazlardandır. Genel olarak Türkiye’yi çok güzel bulduklarından ve Türk insanının sıcak kanlılığından bahsettiler. Fakat en son Norveçli minik konuşmacıya yöneltilen soru ve cevap çok etkileyiciydi. Kendisine burada en çok etkilendiğin şey ne diye sorulduğunda “camiler” olarak yanıtladı! Bu gerçekten enteresandı. Öğretmenleri de şaşırmışlardı. Hiçbirinden böyle bir cevap çıkmamıştı. Aslında bu grubun tercümanlığını arkadaşım yürütüyordu fakat bu cevap karşısında ben suskunluğumu daha fazla tutamadım ve sözü ben aldım: Camilerin nesinden hoşlandınız mimari yapısından mı yoksa farklı bir duygumu etkili oldu sizde? Cevabı çok etkileyiciydi sanki karşımda bir profösör var gibi hissettim o anda. Camilerin manevi havasından etkilenmişti. Küçük ve gayri Müslim bir çocuğun bunu söylemesi gerçekten üzerinde durulması gereken bir konuydu.
    Değinmek istediğim bir başka husus da, müdür hanımın 38 kişilik grubu kendi evinde getirmesi ve çay ikram etmesi üzerine Avrupalı öğretmenlerin çok şaşırmaları ve mutlu olmalarıydı. Bundan birkaç hafta önce grup liderleri proje sahibi olan İspanyada buluşmuşlar ve içilen çay parasını bile herkes kendi vermişti! İşte Avrupa kültürüyle aramızdaki en temel fark burada başlıyordu. Onlarda misafirperverlik anlayışı yok denecek kadar az, her konuda aşırı rahatlıkları söz konusu fakat bireyleri birbirlerine karşı son derece saygılı, dürüst ve güler yüzlüler!
     Biz Türklere gelince; misafirperverlikte dünyada üstümüze kimse yoktur fakat iş misafirlikten çıktığı zaman olaylar farklı boyutlara uzanabiliyor. Geçen hafta ülkemizin gündemine oturan Pippa Bacca olayı! İtalya'dan yola çıkıp İsrail'e kadar otostopla bir başına gitmek, kim ne derse desin "kadın başına" yollara düşmek, yabancılara karşı önyargılı davranmamak ve küçük de olsa bir barış seyahatini tek başına tamamlamaktı amacı. Yolculuğu Gebze’de noktalandı. En utanç verici şekilde!
      Kendi evlatlarımızı yetiştirirken onlara, bilhassa oğullarımıza, kadınlara saygı duymayı öğretmek; yetişen kuşakların kadını etten bedenden ibaret görmemeleri için elden geleni yapmak hepimizin boynunun borcu. Keza aşkı yasaklamamak, tecavüz olaylarında kadınları suçlamaktan vazgeçmek, sırf "namus kurtarma" adına kadınları tecavüzcüleriyle evlendirmemek, yasaları duyarlılıkla düzenlemek ve tatbik etmek, gençleri ezmemek, gençlerin üzerinde baskı kurmamak gene hepimizin ortak sorumluluğu. Tüm bunlarla İtalyan sanatçının ölümü arasında bağ yok mu dersiniz? Bu tür olayların kültürümüzde ve medeniyetimizde asla ve kata yeri yoktur.
     Artık bazı şeylerin farkında olmaktan vazgeçip harekete geçmemiz gerekiyor. Gerek devlet olarak gerekse sivil toplum kuruluşları olarak üzerimize ciddi görevler düşüyor. Sivil toplum faaliyetlerinin ülkemizde gerekli büyümeyi gösterememiş olması da başka bir yazının konusu. Ses getiren kuruluşlara baktığımızda akla Genç Siviller’ den başka bir kuruluş gelmiyor.
     Ülkelerin, toplumların, medeniyetlerin değişimleri 3-5 senede olmaz. Bunun için geniş bir zaman dilimi gerekmektedir. Türkiye de değişim sürecindedir ve bu süreç son 5-6 yıldır A.B. reformları bahanesiyle hız kazanmıştır. Önümüze baktığımızda ileriyi çok parlak göremiyorum biraz bulanık bir tablo var sanki. Bu bulanıklıktan ülkemiz ve milletimiz adına güzel durumların yeşermesini ümit ediyoruz.

20080417

Özal'lar Lazım

Dün rahmetli Turgut Özal’ın(1927-1993) ölüm yıldönümüydü. 45. ve 46. hükümetlere başbakanlık yapmış ve ardından da 8. Cumhurbaşkanlığı görevi sırasında hayata gözlerini yummuştur. Kendisi mühendis siyasetçi ve devlet adamıdır.askerliği sırasında devlet planlama teşkilatının kuruluşunda görev almıştır. 65 seçimlerinde Demirel’e danışmanlık yapmıştır. 12 mart muhtırasından sonra dünya bankasında danışmanlık görevinden sonra 73 yılında yurda dönen Özal sabancı holding de dahil olmak üzere çeşitli firmalarda yöneticilik yapmıştır. 80 askeri darbesinden sonra bu politikaları devam ettirmek amacıyla Bülent Ulusu Hükümeti'nde ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcılığı görevini yürütmüştür fakat 22 ay sonra bu görevinden istifa eder. Hemen ardından Anavatan Partisini kuran Özal 83 seçimlerinde 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkararak başbakan olur. 87 seçimlerinde 292 milletvekili çıkararak 46. hükümetin de başbakanı olur. Adnan Menderes'le başlayan serbest piyasa ekonomisine geçişi ve Amerika'ya yanaşma politikasını daha ileri bir boyuta taşımıştır. Cumhurbaşkanlığı tarihinin en önemli olayı körfez savaşıdır. Turgut Özal'ın ölüm tarihi, Süleyman Demirel'in 21 Ekim seçimlerinde "500 günde herkese 2 anahtar" (biri ev, biri araba için) vaadiyle iktidara gelmesinden 533 gün sonra gerçekleşmiştir. Dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, Turgut Özal ile de yakın dost olan George H. W. Bush beklentilerin aksine cenaze törenine katılmamıştır. İstanbul'da Adnan Menderes anıtının karşısında özel bir anıtta toprağa verilmiştir.

Bir suikasta kurban gitmiş olabileceği de yıllardır tartışılmaktadır. Özellikle karısı Semra Özal bu konuyu dile getirmektedir.
Ülkemizde ve dünyada kimilerince çok sevilen hatta kurtarıcı olarak görülen rahmetli Özal bazı kesimler tarafından da pek sevilmezdi.Milliyetçiler onun milliyetçi tarafını severlerdi liberaller de liberal tarafını öne çıkarırlardı.Kemalist kesim ise onu sevmezdi hala da sevmez çünkü o dindarları seviyordu ve onların gözünde şeriatçıydı!komünistler de onu sevmeyenler arasındaydı.”trenler komünist işidir” sözü akıllarda yer edinen sözler arasındadır. batılılar için yazdığı "Avrupa'da ki Türkiye" isimli kitabında "Türk; imanının laikliği zedelemediğini ve kendisinin akilli olmasını engellemediğinin şuurundadır. Günlük hayatta Avrupalı hıristiyanla müslüman Türk arasında hiçbir fark yoktur. Böylece batı ile islam arasında bir sentez gerçekleştirilmiş oldu. Bu sentez Türk'ün benlik krizine son verdi. Ben inanan ve her yeniliğe açık birinsanim. Benlik meselem olmadığından ne kendi kültürümü savunma, ne de kendimi bir ideolojiye veya aşırı bir milliyetçiliğe bağlama
ihtiyacını bile hissetmem.”
Aslında 12 mart darbesi olmasaydı Özal başbakan olamayacaktı ve Demirel’in arkasında danışmanlarından biri olarak kalacaktı diyebiliriz.Aynı şekilde 27 mayıs müdahalesinde Bayar ve Menderes hükümetinin devrilmesi üzerine Demirel de Adalet Partisiyle sahada yerini almıştı.Belki de Türkiye cumhuriyetinde Mustafa Kemalden sonra en büyük devrimci diyebiliriz Özal’a .Devletçiliğin yerine serbest ekonomiye yön vererek ülkemize dövizin ve ithal malların girişini kolaylaştırmıştır.
Ülkemizin Özal gibi kendini yetiştirmiş birikimli donanımlı “izm”lerden uzak yeniliğe açık ufku görebilen ve resmedebilen gençlere ve devlet adamlarına ihtiyacı vardır.Rahmetli Özal’ı ölümünün 15. yıldönümünde saygıyla anıyoru